Gümüşhane’nin Kuruluşu ve Adı Üzerine, 13-17 Haziran 1990 yılında basılmış bir kitabın 119-120. sayfalarından bir alıntıyı sizlerle paylaşmak istedik.

Gümüşhane’nin Kuruluşu

Romalılar döneminde adı, Arjiapolis (Gümüş yeri) demek olan Gümüşhane şehrinin ne zaman kurulduğu kesin olarak bilinmiyor. Evliya Çelebi: ” Yunan Hükeması’ndan Filkos, maden-i sime tesadüf edüp, şehri İskender’e abat ettirmiştir.” diyor. Eğer böyle ise demek ki şehir, M.Ö. 331-333 yıllarında kurulmuş olması gerekir. Hatta “abat” sözcüğü onarım anlamına da geldiğine göre belkide kuruluşu daha eskidir.

Gene Evliya Çelebi: “Şehre o zaman Gümüşhane” denilmiş isede Defterhane-i Al-i Osman’da (Çatha) yazılmıştır” diyor. Diyor ama bir yandan da (Duribe fi Canca 1141) tarihli bir parayı gördüğünden de söz ediyor. Bu çelişki “Rusların Gümüşhane İlini İşgali” adlı kitapta genişçe anlatılmıştır.

Urla

Gümüşhane‘nin bir adınında “URLA” olduğunu, Gümüşhane’yi Evliya Çelebi ile birlikte hemen hemen aynı tarihte ziyaret eden, Katip Çelebi’nin “Cihannüma” adlı kitabından öğreniyoruz. Cihannüma’nın içindekiler bölümünde, “Kaza-i Urla, bir başka adıyla Gümüşhane” diyor.

Gene Cihannüma’nın 423. sayfasında: “Erzurum nahiyelerini sıralarken, “Urla, bir güzel kazadır, yakında gümüş olmağla, Gümüşhane dahi derler” demektedir.

Gümüşhane'nin Kuruluşu

Bir Masal

Tarih öğretmeni Seydi Köktürk’ün 12 Ağustos 1943 tarihli Gümüşeli Gazetesi’nde “Gümüşhane Üzerine” başlıklı yazısından…

Seydi Köktürk annesi Değirmenbahçesi’nden Hayriye Ekinci’den ve Canca Mahallesinden Hanımoğlu Battal Ağa’dan dinlediğine göre:

Canca Kalesi komutanı Gümüş Dağ’da, Gümüş bir sarayda otururmuş. Bu komutanın bir tek kızı varmış. Bu kız bir dünya güzeliymiş. Güldükçe güller açılır, ağladıkça gümüşler saçılırmış. Adı da zaten “Gümüş Kız” imiş.

Bu kız her gün gümüş nalınlar giyer, gümüş testisini eline alır, Gümüş Dağ’dan iner, gümüş tasla, gümüş testisine su doldurur, dönermiş. Bu gidiş gelişlerde, ter bıyık bir çobana aşık olmuş. Oysa ki babası onu, kendi komutanlarından birine verecekmiş. Öyle ya! Develer bile yolda giderken zilleri, “dengi dengine! dengi dengine!” derde vurur. Koca komutan, bir çoban parçasına, dünya güzeli bir kızı nasıl versin? Eller ne der sonra! vermemiş. Kız deli divane dağlara vurmuş. Babası ne dediyse ne ettiyse yola gelmemiş. Ona “He!” dedirtmemiş. Ne yapayım ne edeyim derken tutmuş bir yerde kızına gümüşten bir saray yaptırmış, yüreğine taş bağlayarak ta dünya güzeli kızını bu saraya hapsetmiş. Derler ki, bugün ki Musalla Deresi bu gümüş kızın göz yaşlar imiş. Gümüşhane, adı da oradan kalmış.

 

Bir Yorum Yazın